reklam
reklam

TARİHİMİZDE PARALEL YAPIYLA NASIL MÜCADELE ETTİK?. Son Dakika Yazarlar haber başlıkları ve gelişmeler - Mahmutlar PostMahmutlar Haber, En Güncel Haberler, Son Dakika – MahmutlarPost

4 Ekim 2022 - 03:14

TARİHİMİZDE PARALEL YAPIYLA NASIL MÜCADELE ETTİK?

TARİHİMİZDE PARALEL YAPIYLA NASIL MÜCADELE ETTİK?
Son Güncelleme :

28 Mart 2022 - 19:39

267 views

Paralel Yapılanma bizim tarihimiz boyunca hep vardı bundan sonrada mutlaka var olacaktır. İslamiyet’ten önceki Türk devletlerini bölüp parçalayıp yıkanda, Büyük Selçuklu devletinin başına Hasan Sabbah gibi bir ucubeyi bela edende, paralel yapılanmadır.

Hepimizin büyük bir heyecanla izlediği TRT yapımı Diriliş Ertuğrul filminde Süleyman Şah’ın oğlu Gündoğdu‘nun eşi Selcan Hatun karakteri dikkatinizi çekti mi? Süleyman Şah‘ın süt kardeşi Kurtoğlu ile yaptığı işbirliği daha henüz ortada, daha Osmanlı devleti kurulmadan kendisi için tehlikeyi gören Paralel Yapının nasıl çalıştığını gözler önüne serildiğini göstermesi bakımından önemlidir?

Aynı Filimde Sadettin Köpek isimli Selçuklu mimarbaşının yaptıkları da Paralel yapının Osmanlıdan önceki yıllarda neler yaptığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında  ‘Savcı Bey İsyanı’ olarak geçen 1.Murad‘ın oğlu Savcı Bey’i kaynaklardan okursak Paralel yapının ne derece tehlikeli olduğunu nasıl kardeşi kardeşe düşürdüğünü daha iyi anlamış oluruz.

  1. Murad bu seferde iken “taht vekili” olan oğlu Savcı Bey bir şehzade ayaklanması başlattı. Gerçekte bu Osmanlı şehzadesinin ayaklanması İstanbul’da Bizans İmparatorluğu için imparator adaylari arasındaki taht kavgalarının bir uzantısı idi.
  2. Murad 1373’de yanına vasal hükümdar olan Bizans İmparatoru V. Yannis Palaiologos ile birlikte bir Anadolu seferine çıkmıştı. Konstantinopolis’deki büyük oğlu Andronikos küçük kardeşi Manuel ile taht için rekabet halinde idi. Babasının başkentten ayrılmasından istifade eden Andronikos bir komplo yapıp imparatorluğunu ilan etti.

Bu ayaklanma eylemine her nedense daha 14 yaşında olan Osmanlı şehzadesi Savcı Bey de katılıp Rumeli’de babası I. Murad yerine hükümdar olduğunu ilan edip kendi adına hutbe okuttu.

  1. Murad, komutası altındaki Osmanlı güçleri ile hemen Rumeli’ye geçti. Şehzade Savcı Bey ve Bizanslı gaspçı Andronikos’un komutası altında bulunan birliklerle İstanbul yakınlarında “Apikridium” mevkinde bir çarpışma yapıldı ve I. Murad idaresindeki ordu Savcı Bey ve Andronikos’un ordusunu dağıttı. .

Savcı Bey Dimetoka’ya kaçtı ve orada yakalandı. Babası Savcı Bey isyanından çok etkilendiği için, önce onun gözlerine mil çektirme cezası uygulattı. Daha sonrada oğlunu boğdurarak idam ettirmiştir.

O tarihten sonra Devlet içinde Paralel Yapının deşifre edilmesinden sonra dinleme ve kriptolu yazışmalar konusunda nasıl bir önlem alınacağı hep gündemde tutuldu ve çeşitli araştırmalara girildi.

İsterseniz bu konuda çok rahatsız olan Fatih Sultam Mehmed’in o unutulmaz sözünü burada tekrar hatırlayalım,

Anadolu seferine çıkan Fatih seferin nereye yapılacağı hususunda kimseye bilgi vermemiştir, bu konuda ne Vezir‘lerin ne de Sadrazam‘ın haberi vardır. Merakını gideremeyenler bu durumu Fatih‘e sorarlar. Fatih ‘Aklımdan geçeni sakalımın bir teli duysa sakalımı kökünden keserim’ diye cevap verir.

Fatih, bu tavrıyla en yakınlarına ne kadar güvenirse güvensin devlet idare etmenin ve savaş sanatının bazı sırları da beraberinde getirdiğini gözler önüne sermiştir.

Peki genel anlamda Osmanlı o günün şartlarına göre bugün Paralel Devlet dediğimiz hainlere karşı nasıl bir önlem alırdı?

Devletle ilgili görüşmeler Sadrazam ve Vezirlerin hazır bulunduğu bir ortamda yapılır ve Padişahla olan görüşmelerin gizli kalmasını sağlamak amacıyla Saray’da sağır ve dilsizler istihdam edilirmiş. Bu uygulamayla devlet sırlarının ifşa edilmesinin önüne geçilmeye çalışılırmış, Bi-zeban denilen bu görevliler sefer esnasında da önemli görevler üslenirlermiş.

Bi-zeban‘ların yanı sıra uygulanan farklı bir yöntem ise Divan-ı Hümayun ve Arz Odalarında yapılan görüşmeler başlayınca mekanın içindeki ve dışındaki çeşmeler açılır, akan suyun içeride ve dışarıda çıkarttığı şırıltılar konuşmaların dışarıdan dinlenmesini engellermiş.

Görüldüğü gibi bu istihbari faaliyetler o günün şart ve imkanları ölçüsünde, tarihimizin her döneminde hassasiyetle uygulamaya konulmuş ve başarılı olunmuştur.

7 Şubat Mit kriziyle başlayan, 17-25 Aralık darbe operasyonları ile devam ettirilmek istenen daha sonra 17 Temmuz girişimiyle devam eden Türk Milletine kefen biçme operasyonu Devlet Erkan’ının bu geleneksel idari uygulamalar da zaafiyet içinde olduğunu göstermiştir.

Tarih’in her döneminde bu yapılanma iktidar hırsına dur diyememiştir. İşte tam burada tarihimizde çokça tartışılan ‘kardeş katli’ vakalarının bir kez daha akıl süzgecinden geçirilmesi gerekmez mi?

Son olarak Devletin varlığına ve bekasına kast edecek ve paralel bir haşhaşilik sergileyecek olan kardeşin de olsa, oğlun da olsa, katli vaciptir.

Tarihin her döneminde vatan hainler katledilmiştir. Bugünde aynısını yapmaktan başka çaremiz yoktur.

 

reklam
reklam